Okuduğunuz masal kitaplarına inanır mıydınız?
Alaattin’in sihirli lambasını okuduğumda, kitaptaki gibi büyük bir hazine bulacağıma inanmıştım. Bahçemizde fark ettiğim, diğerlerinden değişik görünen bir taşı deli gibi kırmaya başlamıştım. İçinden küp küp altınlar çıkacak ve masaldaki bir hayat yaşayacaktım. Taş küçüldükçe umutlarım azaldı ve sonunda büyük bir hüsranla eve döndüm. Bu bana ders oldu. Masallara inanılır mı hiç!
Masallarda geçen olaylara şaşırırdım. Alaattin’in sihirli lambasından çıkan cin, yedi başlı ejderhaya kurban edilen gençler ve sevimli keloğlan masalları hayal dünyamı karma karışık hale getirirdi.
Büyüyünce masalımsı olayların dizi filmler halinde T.V de yayınladığına şahit oldum. Mesela tatlı cadı adlı dizi ülkemizde uzun süre yayında kalmıştı. İzleyici bulmuş olmalı ki yerli taklitleri yapıldı.
Böyle dizilerin niçin yapıldığını bir türlü anlayamazdım. Aynı şekilde mitolojik hikâyelere niçin bir değer atfedilip ders kitaplarında öğretildiğini de… Bu gerçek dışı anlatıların insana hoşça vakit geçirmekten başka işlevleri mi vardı; farkında değildim? Değilse niçin her yerde önüme çıkıyorlardı?
Sizde ne etki yarattığını bilemem fakat aldığım Milli eğitim, dünyayı mekanik bir düzen içinde algılamama yol açmıştı. Hayat; kimsenin ne dediğine, düşündüğüne bakmaksızın kendi mecrasında akıp giden bir sel gibiydi. Önünde direneni yıkıp geçecek kadar öfkeli görünmüştü. Bu kadar mekanik olması hayatı tekdüze hale de getiriyordu. Mekanik bir dünya ve buna tam tezat cin-peri, yedi başlı ejder masalları,beni oylamak şöyle dursun; kafamı iyice karıştırmıştı.
Ne canınız sıkıldığında isteklerinizi yerine getirecek bir cin, ne de ağzından alev saçan yedi başlı ejderha ortalıkta görünmüyordu. Her şeyin bir hesap kitap içinde döndüğü ve ne olacağının formüllerle tespit edilebildiği mekanik bir dünya yerine masalların anlattığı böyle bir dünyada yaşamak ne kadar keyifli olurdu!
Milli eğitim düşünce yapım böyle şekillendirmişti. Bundan sıkılmışken birden etrafımda olan bitenin tam olarak böyle olmadığını fark ettim. Meğer hayat masallarda anlatıldığı gibiymiş. Meğer tüm masal kahramanları zaten hayatın içerisindeymiş! Ders kitaplarının öğrettiği mekanik dünyayı hiç sevmemiştim.
Böyle bir şeyin ipucunu ilk defa Akyazı’ya yaptığım bir seyahat sırasında yakaladım. Uzun yol için pek müsait olmayan aracım, Ankara dönüşünde, gece vakti, tuhaf şekilde arızalanmıştı. Benzinli aracın farları birden söndü. Sadece stop lambalarında çok cılız bir ışık kalmıştı. Önümdeki yolu görmek için ay ışığından başka bir şey yoktu. Stop lambalarındaki ışık, geriden gelen araçların beni fark ederek ezmesini engelleyebilirdi. Arkadan gelip beni sollayan araçların farları ile önümü görerek ilerleyebilirdim. Eğer şarj sistemi bozulmuşsa, bir süre sonra ateşleme olmayacağından motor da çalışmaz hale gelecekti. Aracı terk edemezdim.Yolun kenarına çekip bekleyemezdim. Karla kaplı ormanlık alanda ne sığınabileceğim bir çatı ne bir ışık görünmüyordu. Bu şekilde gidebileceğim yere kadar gitmekten başka çare yoktu. Çok uzun bir zamanmış gelen bir sürede, tahminen 40km sonra otobandan Düzce çıkışına ulaşarak kurtuldum. Stop lambalarda kalan cılızışık, süratle arkadan gelen tırların altında kalarak parçalanmamı önlemişti. Aracı tamir ettirdikten sonra yola devam edip Ankara’ya ulaştım. Sihirli lamba; şarj sistemi arızasına rağmen, aracın stop farında belirerek beni korumuştu.
Aradan yıllar geçti. Bu olayı unutmamıştım ama cin’e minnet hislerimden başka bende bir varlığı yoktu. Fakat mekanik dünya görüşüne olan bağlılığım sarsılmış, dikkatim açılmıştı. YaniAlaattin’in sihirli lambasını henüzbulmuş değildim. Onlar hala gerçeküstü anlatılar gibi görünüyordu. Ta ki başka bir olay nedeniyle çekim yasası diye anılan bir konuyla karşılaşana kadar. Başa çıkmakta zorlandığım şeylerin sıkıntısı ile dolu olduğum bir günde, ilgimi çekecek bir kitap için dışarıdaydım. Roman, hikâye, tarih kitaplarınısıkıcı bulmaya başlamıştım. O sırada çekim yasasının neden olmayacağını anlatan bir kitapla karşılaştım. İnsanların başına gelen olaylarla düşünceleri arasında bağlantı olduğunu iddia eden bir kitabı eleştiriyordu. Bu, bir süredir üzerinde düşündüğüm bir konuydu. Eleştiriyi okur okumaz haksız olduğunu anlamıştım. Haliyle eleştirilen kitabı da okuyacaktım. Ancak ben daha okumadan bu görüşlerin doğruluğunu biliyordum. Alaattin’in sihirli lambası gerçekti.
Bunun beni ne kadar rahatlattığını anlatamam. Meğer yıllardır ne kadar büyük bir yük altında ezilmişim! Newton’un ağır, mekanik ve hesaba dayalı dünyası dengemi bozmuştu. İnsanoğlunun sınırlı bilgi ve kısıtlı imkânlarıyla bu mekanik dünyayı çevirmek için aşırı çabadan yorulmuşum. Elinizdeki sihirli bir lamba ile hayat ne kadar da masalsı ve yaşanılası hale geliyor!
Şimdi başım her sıkıştığında lambanın fitilini çeviriyorum. Karşıma çıkan cine isteklerimi söylüyorum. Hiçbir şeye itiraz etmiyor. Sözüm biter bitmez gözden kayboluyor. Masaldaki gibi ‘emredersiniz’ de demiyor. Belki bu, masaldakinden bile heyecan verici. Çünkü isteğimin yerine gelip gelmeyeceğini bilmiyorum. Sadece bekliyorum. Bazen çok kısa, bazen belki de sabırsızlığımdan bana uzun gelen bir süre sonra karşımda beliriyor. Elinde benim istediklerim oluyor. Bazen acaba çok şey mi istiyorum diye düşündüğüm oluyor. Bazen istemeyi unutuyor ya daistemekten çekiniyorum. Ancak çok basit gibi görünen konularda dahi zora düştüğüm oluyor. O zaman hemen lambayı hatırlıyorum. Bu da onun bana kendini hatırlatma yöntemi olsa gerek diyorum. Şimdi bende alışkanlık halini aldı. Hemen her anım sihirli lambanın fitilini kurcalamakla geçiyor.O ise sanki neler yapabileceğini bana göstermek ister gibi… Sanki tek amacı beni memnun etmek! Hatta acaba bu dünyayı benim için heran yeniden mi düzenliyor diye düşündüğüm oluyor. Bazen geldiğinde istediklerimi elinde görmemiş oluyorum. O zaman siparişi daha ısrarcı bir şekilde tekrarlamam gerekiyor. Belki de ısrardan hoşlanıyordur. Belki de neyi ne kadar istediğimden emin olmamı sınıyordur.
Masallarda yedi başlı ejder olmazsa eksik kalırlar. Madem sihirli lamba vardı o halde yedi başlı ejder ve ona kurban edilen ülkenin en güzel kızları, yiğit delikanlıları da olmalıydı.Sihirli lambam bana ejderin gizlendiği yeri gösterdi. Nasıl beslendiğini, gücünü nereden aldığını ve insanlığı nasıl tutsak ettiğini de… Meğer sihirli lambamı geç keşfetmemebu yedi başlı ejder sebep olmuş. Tutsak aldığı insanlara ‘sihirli lamba bir masaldır’ diye okullarda öğreten oymuş. Tüm masalları inanılmaz şeyler olarak gösteren… Yedi başlı ejdere, masaldaki gibi her sene ülkenin en güzel kızı kurban edilmiyor. Masaldakinden korkunç canavar her gün binlerce kurbanla besleniyor.
Yedi başlı ejder öncelikle herkesin bol ve bedava kullanabildiği enerjiyi ücretli hale getirmiş. At yerine otomobil kullanmayı mecburi hale getirmiş. İnsanlığı enerji bağımlısı yapmış. Sonra kitaplara enerji asla bedava olamaz diye yazıp insanları inandırmış. Adına bilim denildiği için buna kimse itiraz edilemiyormuş. İtiraz edenlerle deli diye alay ediyorlarmış. Yaptıkları bununla da bitmemiş. İnsanların arasına cetvelle çizilmiş gibi çizgiler çekip diğer tarafa geçmeyi yasaklıyormuş. İnsanlar her geçtikçe para ödedikleri bu çizgileri her şey pahasına korumayı vazife edinmişler. Hatta hayatlarının temel amacı haline getirmişler.
Sihirli lambamdan bana, bu canavarla başa çıkabilecek güç vermesini istedim. Bu defa sahnede benim de rolüm olmalıydı. Şimdiye kadar beni görünmez kılarak yedi başlı ejderden koruyacağını düşünmüştüm. Görünür olduğum halde canavarın beni yemesini engelleyebileceğini anlamamıştım. Bunu hatırlayınca daha da rahatladım.Canavarın başını, masaldaki gibi teker teker koparayım istiyorum. Sihirli lambamın bana gösterdiği gibi onlara enerjiyi bedava ve bolca elde edebilmeyi öğretebileyim. Karayoluna bağlı kalmadan insanlık havadan istediği yere özgürce uçabilsin. Yeryüzüne ejderin çizdiği çizgileri dikkate almadan… Böylece esaretten kurtulabilsin insanlık. Böylece en yiğitlerimizi ve en güzel kızlarımızı kurban alamasın yedi başlı ejder.
Şimdi siz bu masala inandınız mı?

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Yap Yeni Üyelik