Güncel:
Fethullah Gülen Ekrem Dumanlı röportajı tam metni Zaman Gazetesi

Fethullah Gülen'in çok merak edilen köşe yazısı bugün sabah Zaman Gazetesi ile okuyuculara ulaştı. Zaman Gazetesi yazarı Ekrem Dumanlı'nın Pensilvanya'ya giderek yaptığı röportaj bir hayli uzun. Ekrem Dumanlı'nın sorularına cevap veren Fethullah Gülen 17 Aralık süreci ve öncesini anlattı. Fethullah Gülen'in uzun zamandır beklenen röportajı ve detayları haberevet.com adresinde sizlerle. 

EKREM DUMANLI'NIN FETHULLAH GÜLEN RÖPORTAJININ 1. KISMI ŞÖYLE

Fethullah Gülen Hocaefendi, uzun süren sessizliğine son verdi ve kamuoyunda çok tartışılan konularla ilgili ilk kez konuştu. 17 Aralık rüşvet ve yolsuzluk soruşturmasından Ergenekon tahliyelerine, kendisine yöneltilen iftira ve hakaretlerden 30 Mart yerel seçimlerine kadar herkesin merak ettiği soruları içtenlikle cevapladı. 5 gün sürecek röportajımızda, Hocaefendi’nin Türkiye’nin bu zor döneminde yaşanan hadiseler karşısındaki duygu ve düşüncelerine şahitlik edeceksiniz.


Röportaj için yanına gittiğimizde mahzundu, kederliydi ama mehip duruşundan bir milim sapma yoktu. Belli ki yakışıksız laflardan incinmişti ama o burkuntu zerre miktar ümitsizliğe dönüşmemiş; tam aksine zifiri karanlığın akabinde doğacak bir güneş için dua ediyordu. Zaman içerisinde her şeyin aydınlanacağına inancı tamdı. “İftiraya maruz kalma, komplolarla karşılaşma her zaman bu yolun yolcularının kaderi olmuştur ve olmaya da devam edecek. Zaman içinde basiret ve feraset her şeyi silip-süpürüp atmıştır. Basiret karşısında, hiçbir komplo, hiçbir iftira tutunamaz.” dedi ve ekledi: “Keşke bu komplo ve vehimlere kendilerini kaptıranlar, gittikleri yolu Kur’an ve sünnetin ışığında gözden geçirmeyi bir deneselerdi...”

Her tartışmalı meselenin Cemaat’e mal edilmesinden rahatsızdı. Kamuoyuna izah edilemeyen her hususu Cemaat’e yıkma ve kendini temize çıkarma gibi bir refleksin var olduğuna dikkat çekti. ‘Orduya kumpas’ iddialarını, birilerinin ayak oyununa benzetti. Hangi şartta olursa olsun, hukuktan ve evrensel değerlerden yana taraf olmanın önemine değindi.

Son dönemde zat-ı âliniz hakkında akla hayale gelmeyen yalan ve iftiralar atıldı. Ağır sözler kullanıldı. Bu ithamlara sizin tabirinizle sükût durdunuz, cevap vermediniz?

Elbette çok üzüldüm, canım sıkıldı. Ellerindeki hangi delile dayanarak bunları kendilerinden emin bir şekilde telaffuz ediyorlar, doğrusu çözemedim. Burada ifadeden kaçınacağım o galiz tabirleri, atf-ı cürümleri, mü’minlere karşı ehl-i küfrün bile tarih boyunca kullandığını hatırlamıyorum. Kullananlara asla yakıştıramadım. Yalan söylüyorlar demeyeceğim. Hilâf-ı vâki hususlarla insanları yanıltıyorlar demeyi tercih edeceğim. Ama şöyle teselli buldum kendi kendime: Her dönemde, hususiyle fitne zamanlarında, insanlar karalanmış, mü’minlerin onuruyla oynanmış, bu arada mevzuun künhüne vakıf olamayan insanlar da o günaha, bilerek-bilmeyerek, ortak olmuştur. Biz kimiz ki... Aişe Validemize asr-ı saadette iftira atanlar oldu. Daha ötesi, mülhidler Allah’a iftiralar attılar. Kur’an’da kaç yerde bu iftiralardan bahsediliyor. Hâşâ, “Allah evlât edindi”; hâşâ “Melekler Allah’ın kızlarıdır” diyorlar. Cenab-ı Hakk’a karşı nâbecâ-nâsezâ bu ifadeler benim her zaman rikkatime dokunur. Şimdi bunu Allah’a, peygamberlere, Cenab-ı Hakk’ın veli kullarına yapmışlar. Sonra günümüzde bir kısım müminler benim gibi bir kıtmire yapmış. ‘Çok mu?’ diyor ve teselli oluyorum…

Herkes kendi karakterinin gereğini yerine getirir. Zulmetme kabiliyeti olanlar zulmederler. Sizin üslubunuzda ısıran dişler olmadığı için ısıramazsınız. Böylesi daha iyi. Varsın onlar zulmetsinler, zulme devam etsinler, biz de temkin ve teyakkuz içinde istidadı olanlara Cenâb-ı Hakk’ın rahmet ve mağfiretini dileyelim, yanlış yolda yürümeden onları kurtarmasını isteyelim. İftiraya maruz kalma, komplolarla karşılaşma her zaman bu yolun yolcularının kaderi olmuştur ve olmaya da devam edecek. Zaman içinde basiret ve feraset her şeyi silip-süpürüp atmıştır. Basiret karşısında, hiçbir komplo, hiçbir iftira tutunamaz. Keşke bu komplo ve vehimlere kendilerini kaptıranlar gittikleri yolu Kur’an ve sünnetin ışığında gözden geçirmeyi bir deneselerdi...

Sıkça müracaat ettiğiniz şu mısralar bugünü izah etmeye kâfi midir? “Dost bî-vefa felek bî-rahm devran bî-sukûn / Dert çok hem-derd yok düşman kavî tali’ zebûn...” (Fuzuli)

Arkadaşlarımızın neredeyse tamamı vefalarını ortaya koydu. Hatta onca tezvirata rağmen arkadaşlarımız, dostlarımız arasında sarsıntı neredeyse hiç yaşanmadı. Ne var ki gönül, herkesin kendi kamet-ü kıymetine denk davranmasını istiyor. Bazen bu beklenti tastamam tahakkuk etmiyor.

Yaşını başını almış, güngörmüş bazı kadim dostlarımızın hakperestlik adına ortaya çıkıp bir şeyler demesini beklemeye hakkımız var mı bilemiyorum. Ancak en azından şunu demekle iktifa edeyim: İyi gün dostu olmayı bazı insanlara yakıştıramadım.

Fakir için canını vermeye hazır olduğunu söyleyen bir insan vardı. 12 Mart’tan sonra hapisten çıktık, Bozyaka Yurdu’nu yeni yapıyorduk, bunları tamamlayalım dedim. “Hocam, Allah aşkına beni karıştırmayın!” demişti. Böyle çetin dönemlerde savrulmamak çok önemli. Herkes karakteri kadar. Gönül koymamalı, kim başını öne eğecek kim mahcup olacak zaten öbür dünyada belli olacak. Biz ahiret için bunlara katlanıyoruz. Biz ebediyete talibiz. Ebediyete talipseniz ‘dünya-yı dûn’a teveccühe değmez.

Biz, bize olan hakkı helal ettik. Yedi cihan duysun. Ama tecavüz edilen şeylerde dinin hakkı varsa, mukaddes emanetin hakkı varsa, onu elbette sahibi sorar. Hiç ummadığı yerde mütecaviz, tepetaklak olur. Onu da istemeyiz aslında çünkü insanın gönlü gül gibi olmalı. Beyanı da gül gibi olmalı ki, gezdiği yerlerde ıtriyat koksun.

CEKETİN HİKÂYESİ: Fotoğrafta üzerinde görülen ceketi Hocaefendi, 1999’da Türkiye’den ayrılırken giymiş. Döneceği gün için sakladığı ceketin cebinde o gün okuduğu Cevşen de duruyor.
Darbelerde gördüğümüzden on kat fazla zulüm var

28 Şubat’ın en önemli mağdurlarından birisiniz. Tarihin görmediği bir medya lincinin akabinde hakkınızda dava açıldı ve 8 yıl yargılandınız. Varlıklarını size karşıtlık üzerine bina eden bir grup, 28 Şubat’a destek verdiğinizi iddia ederek yeni mağduriyetlere kapı açmaya çalışıyor. Bugün de aynı şeyi tekrar yaşıyorum hissine kapılıyor musunuz?

Bu türlü bir cendereyi defalarca yaşadık. 12 Mart Muhtırası’nda ‘devlete sızmak’ suçlamasıyla 6 buçuk ay hapis... 163. madde o günlerde, rahmetli Özal kaldırıncaya kadar bir giyotin gibi Müslümanların başındaydı. 12 Eylül’de (1980) 6 sene bir şakî gibi takip edildim. Baskınlar yapıldı. Arkadaşlarımız taciz edildi. Bir açıdan baktığımızda darbe ve tarassut altında yaşamak bir hayat tarzı haline geldi. Şu an gördüğümüz şey askerî darbelerde gördüğümüzden 10 kat daha fazladır...

Her şeye rağmen müşteki değilim. Bu defa sivillerin eliyle, aynı kıbleye yöneldiğimizi düşündüğümüz insanlar tarafından benzer bir muameleye uğruyoruz. Bunun ekstra acısı olmadığını söylemek hilâf-ı vaki beyan olur. Ama “Bu da geçer ya Hû” deyip sabretmekten başka bir şey elimizden gelmiyor.
28 Şubat’ta daha büyük antidemokratik hadiselerin zuhur etmemesi için çırpındım

Sizin 28 Şubat döneminin başbakanı Necmettin Erbakan ve hükümetin süreci yönetmesiyle ilgili eleştirileriniz hatırlatılıyor. Ve darbeye destek verdiğiniz iddia ediliyor...

Refah Partisi’nin seçimlerden birinci çıkmasıyla birlikte Türk Silahlı Kuvvetleri (TSK) içinde bir hareketlenme olduğu hemen herkesin şahit olduğu bir husustu. Bulutlar toplanmaya başlamıştı ama henüz fırtınaya dönüşmemişti. Ankara’da rahmetli Yavuz Gökmen ve Fehmi (Koru) Bey’i hatırlıyorum. Fatih (Çekirge) Bey vardı. O arkadaşlarla da bu his ve duyumlarımı paylaştım. Çok haksız ve seviyesiz tepkilere muhatap oldum. Halbuki başkaları da vardı tehlikeyi gören. Susurluk Skandalı’yla birlikte oluşan toplumsal tepkiyi kendi hesabına değerlendirenler darbeyi fiiliyata koyduğunda iş işten geçmişti. Susurluk’la ilgili MİT’in hazırladığı rapora son anda fakirin ismini eklemişlerdi. Bunun kimlerin eliyle yapıldığını sonraları duysam da mü’minleri tân etmedim, içime gömdüm. Sonra 28 Şubat yaşandı. Ve o malum bildirinin ikinci maddesi, okulların Tevhid-i Tedrisat çerçevesinde devletleştirilmesini talep ediyordu. Gerilimin had safhaya çıktığı o dönemde milletimiz adına en az zararla kurtulmanın yollarını ararken birçok insan gibi erken bir seçimin çare olabileceğini telaffuz ettim. Yeni bir seçim kanunu ile erken seçime gidilmesi gerektiğini dile getirdim. Bunu sadece fakir söylemedi; Korkut Özal başta olmak üzere birçok isim de aynı kanaati ifade etti. Hatta o gün hükümeti destekleyenlerden de böyle düşünen ve manşet atanlar vardı. Arşivlere girilirse kimin ne söyleyip yazdığı görülür.

Şu husus da vardı. Ülkede oluşan darbe havasını o günün Çalışma Bakanı rahmetli Necati Çelik Bey’e anlattım. Şahitlerim de var. Alaeddin Kaya Bey ve Melih Nural Bey o görüşmede beraberdiler. “Hükümeti bertaraf etmeyi planlıyorlar...” dedim. Anti-demokratik bir hadisenin zuhur etmemesi için çırpınıyordum. Necati Bey endişelerimi heyecanla dinledi, kalktı gitti. Rahmetli Erbakan Hoca’ya durumu nakletmiş. Fakat oradan ‘hadisenin önüne geçelim’ şeklinde bir yaklaşım sergilenmedi.

Tansu (Çiller) Hanım’a da yaklaşan tehlikeyi anlatmaya çalıştım, olumsuz gelişmeleri naklettim. Tansu Hanım, “Hocam, itidalli olalım” deyince üzüldüm. Teferruata girmedim. Kimseye bir şey anlatamadığımı görünce, günümüzde yakın coğrafyamızda yaşanan hadiselere benzer bir hadisenin önüne geçebilmek için bir şeyler söyleme ihtiyacı hissettim.

“Erken seçim” oyunları bozabilirdi

Kimseye ‘beceremediniz’ demek haddim değil. Herkese, hele de milleti temsil konumunda olanlara belli bir hürmeti muhafaza ettiğime herkes şahittir. O gün Hz. Ebubekir ve Ömer bin Abdülaziz gibi büyük kametlerden örnekler vererek idareden çekilmenin zül olarak addedilemeyeceğini anlatmaya çalıştım. Eğer sine-i millete dönmek daha büyük badireleri önleyecekse -ki bu 27 Mayıs için, 12 Eylül için de söylenebilir- tercih edilmeli. Nitekim 27 Nisan Muhtırası’ndan sonra AK Parti hükümeti, bir hafta içinde erken seçim kararı alarak bu badireyi atlatmıştı. 28 Şubat’a benzer usullerle devrilmeye çalışılan iktidar, sine-i millete dönerek, sandığı ortaya getirerek oyunu bozmuştu. Benim de söylediğim buydu: “Seçim kanununu değiştirerek ülkeyi erken seçime götürün.”

Şunu arz etmede fayda mülâhaza ediyorum. O günkü Susurluk Raporu’na ve 28 Şubat Bildirisi’ne iyi bakılırsa, cuntanın öncelikli hedeflerinden birinin bu Hareket olduğu görülür. Sonra yaşadıklarımız, niyetin tahakkuk ettirilmesiydi. Bunun aksini iddia etmek insafa sığmaz, hakikate de münafi.
İzah edilemeyen her şeyi Cemaat’e yıkmak gibi bir refleks var

Daha önceki görüşmelerimizde “Cemaat Fenerbahçe’yi ele geçiriyor...” iddialarını tuhaf karşıladığınızı, bunu anlamakta zorlandığınızı ifade etmiştiniz. Ortaya çıkan yeni bilgiler çerçevesinde bu iddiaları nasıl değerlendiriyorsunuz?

Evet. Fenerbahçe güzide bir kulübümüz. Müşahede ettiğim kadarıyla yönetimi, seyircisi ve taraftarıyla çok ciddi bir kenetlenme içinde. Bu imrendirici bir durum. Bundan kim rahatsız olur ki? Ben Galatasaray, Avrupa’da muvaffak olduğunda çok sevinmiş iftihar etmiştim. Gönül ister ki Beşiktaş, Trabzonspor ve diğer takımlarımız da başarılarına yeni başarılar ilave etsin. Dünyada kendinden söz ettirsin. Fenerbahçe’yi ele geçirme, Galatasaray’ı ele geçirme gibi teşebbüsleri siyaset harici emellerle nasıl izah edeceksiniz? Kamuoyuna izah edilemeyen her hususu Cemaat’e yıkma, kendini temize çıkarma gibi bir refleks var. Şimdi ortaya çıkan yeni bilgiler ışığında bunun da bir iftira olduğu anlaşıldı.
‘Kumpas’ lafzı, bir ayak oyunuydu

Başta Ergenekon davası olmak üzere toplum tarafından yakinen takip edilen davalarda geniş çaplı tahliyeler yaşandı. Nasıl değerlendirirsiniz?

Kanun nizam ne gerektiriyorsa hukuk ve yasalar ne diyorsa, onun yanında oluruz. Kumpas lafzı, bir ayak oyunuydu. Kendi yaptıklarını Cemaat’e fatura etmeye kalktılar. Bir kişi için Meclis’i toplayıp yasa çıkardılar. Aynı duyarlılığı bu insanlar için de gösterebilirlerdi. Tahliye başka, yargı süreci başka. Yargılanmaları devam ediyor. Hukukun kararını saygıyla karşılamak lazım. Biz hep hukuktan yana, evrensel değerlerden yana olduk. Yine öyle olacağız. En zor anlarda taarruza maruz kaldığımızda bile hukuka saygıda kusur etmemek lazım.

 

Fethullah Gülen'in Zaman Gazetesi yazarı Ekrem Dumanlı ile yaptığı röportaj ne zaman yayınlanacak? Ekrem Dumanlı'nın Fethullah Gülen yazı dizisinin tam içeriği nedir? Fethullah Gülen röportajında neleri açıkladı? Fethullah Gülen neden beddua etti? Fethullah Gülen parti kuracak mı? Ak Parti ile Cemaat arasında ki gerilim neden başladı? sorularının cevaplarını 17 Aralık Pazartesi yani yarın Zaman Gazetesinde bulabileceksiniz.



Ak Parti ile Cemaat arasında ki gerginlik her geçen gün tırmanırken Fethullah Gülen'in Zaman Gazetesi'ne verdiği röportaj yayınlanmadan olay oldu. Fethullah Gülen ile röportaj yapan Ekrem Dumanlı'nın yazı dizisi yarın yani 17 Aralık Pazartesi günü yayınlanacak.



Seçimlere sayılı günler kala Gülen'den sürpriz hamle. Gazete bu ilginç gelişmeyi "Herkes konuştu, Hocaefendi sustu Şimdi o, konuşacak" anonsuyla duyurdu. Zaman gazetesi dün akşam saatlerinde resmi Twitter'dan hesabından 18.00'da çok önemli bir duyuru yapacaklarını açıklamıştı. Saat 18:00'de Zaman'da twitter hesabında "Herkes konuştu o sustu. Şimdi o konuşuyor. Pazartesi'den itibaren Zaman'da.." diye yazmıştı.



KÖŞE YAZISI MI RÖPORTAJ MI?



Yapılan bu duyuru sonrası sosyal medyada 'Fethullan Gülen Zaman'da mı yazacak?' tartışmaları dönmeye başladı. Kimileri köşe yazısı kimileri de Fethullah Gülen'le yapılan röportajın yayınlayacağını yazdı.





FETHULLAH GÜLEN KİMDİR?

Fethullah Gülen kimdir? Fethullah Gülen nereli? Fethullah Gülen kaç yaşında? Fethullah Gülen ne zamandır Cemaat lideri?

Fethullah Gülen, 27 Nisan 1941'de, Erzurum ili, Hasankale (Pasinler) ilçesi, Korucuk köyünde dünyaya geldi. 1946 yılında ilkokula başladı ancak babasının 1949 yılında Alvar Köyü'ne imam olması ve ailesinin oraya taşınması nedeniyle ilkokulu bırakmak zorunda kaldı ve daha sonra dışarıdan tamamladı. 10 yaşındayken Kur’an’ı hatmeden Fethullah Gülen, 14 yaşında ilk vaazını verdi.

Muhammed Fethullah Gülen (d. 27 Nisan 1941; Pasinler, Erzurum), eski imam, vaiz ve yazar. 50'yi aşkın kitabı, çeşitli dergilerde makaleleri ve birçok vaazı yayımlanmıştır. Arapça, Farsça ve Osmanlı Türkçesi bilmektedir. Gazeteciler ve Yazarlar Vakfı'nın kurucuları arasındadır ve vakfın onursal başkanıdır. 1999 yılı Mart ayında 28 Şubat süreci'ndeki Türkiye'nin içinde bulunduğu siyasi atmosfer sebebiyle Amerika Birleşik Devletleri'ne giden Gülen, o tarihten bu yana ABD'nin Pensilvanya eyaletinde yaşamaktadır.

Fethullah Gülen, İslam'ın Sünni-Hanefi görüşlerini Said Nursi'nin görüşleri ve kitapları Risale-i Nur ışığında günümüze göre tekrar yorumlayan bir İslam düşünürüdür. Bu yorum ekseninde oluşan Gülen Hareketi'nin fikrî önderidir. Eğitim ve dinlerarası diyalog konusundaki uygulama ve fikirleri nedeniyle aralarında filozof ve sosyal bilimcilerin de bulunduğu kişiler tarafından çağdaş İslam düşüncesine yön veren önemli bir düşünür olarak kabul edilmektedir.

28 Şubat süreci devam ederken 1999 yılı Haziran ayında ulusal televizyon kanallarında yayınlanan bazı video görüntüleri Türkiye'deki, laik düzen yerine şeriata dayalı bir İslam devleti kurmak için taraftarlarını teşvik ettiği suçlamalarına neden oldu. Bunun üzerine, 22 Ağustos 2000 tarihinde aleyhinde dava açılmış, 2006 yılında bu davadan cürüm ve şiddete başvurarak teşekkül oluşturduguna dair delil olmadığından beraat etmiş, bu karar 2008 yılında Yargıtay Ceza Genel Kurulunca oybirliği ile onanmıştır.

Fethullah Gülen, 2008 yılının Haziran ayında Foreign Policy ve Prospect dergileri tarafından oluşturulan Dünya'nın ilk 100 entelektüeli listesine alınmış ve internet üzerinden gerçekleştirilen ortak anket sonucunda birinciliğe seçilmiştir.Ayrıca 2013 yılında Time dergisi tarafından dünyanın en etkili 100 kişisinden biri olarak gösterilmiştir.

Hayatı

Erzurum'un Hasankale (Pasinler) ilçesi Korucuk Köyü'nde 27 Nisan 1941'de doğan Gülen'in babası Ramiz Bey cami imamı, annesi Refia Hanım ev hanımıdır. Gülen, altısı erkek, ikisi kız, sekiz kardeşin ikincisidir.
Öğrenimi

1945'de Kur'an öğrenmeye başlayan ve kısa zamanda Kur'an'ı hatmeden Gülen, 1946 yılında ilkokula başlamıştır. Babasının 1949 yılında Alvar Köyü'ne imam olması ve ailesinin oraya taşınması nedeniyle ilkokulu bırakmak zorunda kalmış, sonradan Erzurum'da dışarıdan girdiği imtihan ile ilkokul diplomasını almıştır. Babası Ramiz Efendi'den Arapça dersler; Hasankale'de bulunan Hacı Sıtkı Efendi'den tecvid ve Kur'an dersleri alan Gülen, 1951'de hafızlığını tamamlamıştır. Gülen, 1954'de Erzurum'daki Kurşunlu Camii medresesinde Alvar İmamı Muhammed Lütfi'nin torunu Sâdi Efendi'den medrese dersi almıştır. İki buçuk ay içinde Emsile, Bina ve Merah'ı metin ezberleyerek okuyan ve İzhar'ı bitiren Gülen'in Kâfiye okumasına lüzum görmeyen Sâdi Efendi onu Molla Câmi'ye başlatmıştır. 1955'den 1959’da Edirne'ye gidinceye kadar Osman Bektaş'tan fıkıh ve din eğitimi almıştır.

Gençlik dönemi

Askerlik öncesi ve sonrasında Edirne Üç Şerefeli Cami'de toplam 4 yıl süre ile imamlık yaptı. Askerlik acemi eğitim dönemini Ankara Mamak ve usta erlik dönemini İskenderun'da tamamladı.

Askerlik sonrasında, 1963 yıllında, Erzurum'a giderek bir yıla yakın ailesinin yanında kaldı. Bu sırada Komünizmle Mücadele Derneği'nin 2. şubesinin Erzurum'da kuruluşunda yer almış ve Halkevlerinin Erzurum şubesi yönetimine girmiştir.

Edirne'deki görevi sırasında Dar'ul-Hadis Camii'nin imam odasında özel sohbetler başlattı. 1965’te Kırklareli'ne tayin olup burada bir yıl vaizlik yaptı. 1966'da İzmir'e merkez vaizliğine atanan Gülen, 1971 yılına kadar buradaki görevine devam etmiştir. Bu yıllarda Kestanepazarı Derneği Kur'an Kursunda yöneticilik ve gönüllü öğreticilik yapmış; 1968 yılında resmi görevlendirme ile ilk kez Hacca gitmiş; ve gezici bölge vaizi olarak da Ege Bölgesi'nin çeşitli il ve ilçelerinde vaaz ve sohbetlerde bulunmuştur.

1971-1980 dönemi

5 Mayıs 1971 tarihinde, 12 Mart döneminde askeri cuntanın isteğiyle TCK'nın 163. maddesinden tutuklandı. 7 ay tutuklu kaldıktan sonra, 5 Kasım 1971 tarihinde tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakıldı ve 1974 yılında beraat etti. 23 Şubat 1972 tarihinde Edremit vaizliğine atandı aynı zamanda Manisa ilinde de vaizlik görevlerine devam etti.Gülen, daha sonra İzmir'in Bornova ilçesi vaizliği görevine atandı.

1975 ve 1976 yıllarında Anadolu’nun bazı şehirlerinde Kur'an ve İlim, Darwinizm, Altın Nesil, İçtimaî Adalet ve Nübüvvet isimli konferansları vermiştir. İlk sayısı Şubat 1979'da çıkan Sızıntı dergisinde başyazıları ve daha sonra orta sayfa yazılarını da yazmaya başladı..

1981-1990 dönemi

1980'de 12 Eylül Darbesinden sonra askeri cuntanın İzmir ve Ege Ordu Sıkıyönetim Komutanlıkları tarafından yakalanma emri yayınlandı. Aynı tarihte İzmir'i terk etti. Anadolu'da çeşitli illerde dolaştı, dost ve akrabalarına sığındı. 20 Mart 1981 tarihinde Diyanet İşleri Başkanlığındaki vaizlik görevinden istifa etti.

1986'da Hacca giderek hacı oldu. İlk sayısı 1 Temmuz 1988 yılında çıkan ve üç aylık periyotlarla yayın hayatına devam eden Yeni Ümit dergisinde başyazılar yazmaya başladı. 1989'da İstanbul ve İzmir'de Diyanet İşleri bünyesinden bağımsız, gönüllü olarak vaazlarına yeniden başladı. Üsküdar'daki Valide Sultan Camii'nde 13 Ocak 1989 tarihinden 16 Mart 1990 tarihine kadar (62 hafta) verdiği vaazlar, daha sonra Sonsuz Nur adıyla üç cilt halinde kitaplaştırıldı. 1992 yılına kadar gönüllü olarak vaazlarını sürdürdü.

1991-2000 dönemi

1990'lı yıllarda Turgut Özal, Tansu Çiller, Mesut Yılmaz, Bülent Ecevit, Abraham Foxman, Morton Abramowitz, Papa II. John Paul gibi tanınmış din ve devlet adamları ile görüşmeler yapmış, Amerika'da hayatını kaybeden Cumhuriyet Halk Partisi eski genel sekreterlerinden Kasım Gülek'in cenaze namazını vasiyeti üzerine kıldırmış, ve çeşitli gazetelerde röportajları yayınlanmıştır. Mesela 1995’te Sabah'tan Nuriye Akman ve Hürriyet'ten Ertuğrul Özkök'e Türkiye'nin içinde bulunduğu durum, Başbakan Tansu Çiller ile görüşmesi, İslamiyet, siyaset, kadın ve eğitim konusunda röportaj vermiştir.

Bu yıllarda ayrıca Cumhuriyet Gazetesi ve Hikmet Çetinkaya'dan dava yoluyla almaya hak kazandığı 150 milyonluk tazminatları Türk Polis Teşkilatını Güçlendirme Vakfı'na bağışladı.

1999 yılı Mart ayında sağlık sorunları nedeni ile Amerika Birleşik Devletleri'ne giden Gülen, o tarihten bu yana, ABD'nin Pensilvanya eyaletinde yaşamaktadır.

2000 ve sonrası dönemi

2000 yılında Gülen aleyhine dava açılmış ve 2008 yılında bu dava beraatle sonuçlanmıştır. Yine bu dönemde Reuters haber ajansı, New York Times gazetesi, Le Monde gazetesi, Time dergisi, The Economist dergisi, Foreign Policy dergisi gibi dünyaca saygın yayın organları ve Ukrayna, Azerbaycan, G.Afrika gibi bazı ülkelerin saygın medya kuruluşları Gülen ve Hareketi hakkında inceleme yazıları ve röportajlar yayınlamışlardır.

28 Şubat sürecinde 2000 yılında Türkiye Cumhuriyeti'ni devirmek amacıyla yasadışı terör örgütü kurmaktan Gülen aleyhine dava açılmış, bu dava önce 2000 yılı Aralık ayında çıkan af ile askıya alınmıştır. Daha sonra 2006 yılında Terörle Mücadele Kanununda yapılan değişiklik sonrasında Gülen'in avukatlarının başvurusu nedeniyle yeniden görülmüş; 2008 yılında cürüm ve şiddete başvurarak teşekkül oluşturduguna dair delil olmadığından yeni terörle mücadele yasasına göre beraat etmiş ve karar Yargıtay Ceza Genel Kurulunca da oybirliği ile onanmıştır.

3 Ocak 2008 tarihinde devlet kadrolarına sızdıkları yolundaki iddialara değinen Gülen, bir insanın kendi millet fertlerini yine kendi memleketindeki bazı müesseselere girmesi için teşvik etmesine 'sızma' denemeyeceğini söyledi : "Teşvik edilen insanlar da o müesseseler de bu ülkeye ait. Kastedilen manadaki sızmayı belli bir dönemde Türk milletinden olmayanlar yaptılar hatta belli yere kadar geldiler. Belki endişelerinin altında o sızıntıların fark edilmiş olabileceği endişesi var. Bir milletin ferdi, kendi milleti için var olan müesseselere sızmaz; hakkıdır girer oraya; mülkiyeye de girer adliyeye de, istihbarata da girer hariciyeye de."

Haziran 2008'de ABD'den Foreign Policy ve İngiltere'den Prospect dergilerinin internet üzerinden okuyucu anketleri ile oluşturduğu Dünya'nın ilk 100 entellektüeli listelerin de yer almıştır. Ayrıca 2013 yılında Time dergisi tarafından dünyanın en etkili 100 kişisinden biri olarak gösterilmiştir.

Gülen hareketi

Gülen hareketi, başta Türkiye olmak üzere çeşitli ülkelerde faaliyet gösteren bir sivil toplum hareketidir. Hareketin okul, dershane, üniversite gibi eğitim kurumlarının yanı sıra dinler ve kültürler arası diyalog faaliyetleri ve yardım organizasyonlarını gerçekleştirdikleri çeşitli vakıf ve dernekleri ile ticari faaliyet gösteren çeşitli basın yayın kuruluşları, hastaneleri ve finans kurumları mevcuttur.[kaynak belirtilmeli]

Hareket, çeşitli toplum kesimlerince Türkiye içi ve dışında, eğitime, Türk kültürünü tanıtmaya, dinlerarası diyaloğa ve fakirlikle mücadeleye yaptığı katkılardan dolayı desteklenirken başka kesimlerince de laikliğe bir tehlike olarak görülmesinin yanı sıra siyasî ve ekonomik bir güç haline geldiği söylenerek eleştirilmektedir.
Düşünce yapısı ve eleştiriler

Ana madde: Fethullah Gülen'in düşünce yapısı ve eleştirisi

Gülenin anlatımlarında, Kur'an ve siyer kitaplarından alınmış, doğaüstü hikayelere, şeytan, cin, melek gibi ruhanilere ve Ashab-ı kehf, Hızır, Lokman, Adem, Havva, Nuh gibi zaatlara yer verilir. Bu anlatımlarda eleştirellikten uzak, onlara gerçeklik atfeden, tam bir inanmışlık ve adanmışlığın izleri görülür. Gülen'e göre Adem'in ilk insan olarak yaratılması ve Adem'in eğe kemiğinden Havva'nın yaratılması inancı sebep-sonuç ilişkisi kapsamında ele alınmaması gereken mucize yaratılışlardır.

Yaratıcıya inanç, tevhid ve O'nun bilinmesi Fethullah Gülen’e göre insan olarak var olmanın biricik gayesi ve anlamıdır.

Şeriat ve Laiklik konusunda hiçbir eleştirel ifade kullanmayan Gülen'e göre, din, İslam ve şeriat kelimeleri eş anlamlı olarak kullanılmaktadır. Gülen laik sistem içerisinde dinin %95'inin yaşanabileceğini, geriye kalan %5lik kısım için kavga çıkartılıp insanların dinden ürkütülmemesini söyler. Fethullah Gülen'in genelde Said Nursinin Risale-i Nur'larda ifade ettiği düşünce sistematiği içerisinde kaldığı, bazı ayrıntılarda ise ondan ayrıldığı görülür.
Eleştiriler

İhsan Eliaçık eleştirileri: “… Fethullah Hoca’nın zihninde oluşan dini düşünce bana sorgulanmış, yüzleşilmiş gelmiyor. …Yani onu sorgulayıp, doğru olanlarını sürdürüp yanlış olanlarını geride bırakarak yeniden inşa değil; geçmişte ne varsa olduğu gibi alıp, onu tekrar diriltip insanlara yeni bir dille sunma yolu tercih edilmiş.”

Edip Yüksel ve Seyfullah Erdoğmuş'a göre, Gülen'in yaklaşımlarının diğer standart din alimlerinden pek bir farkı yoktur. Erdoğmuş'a göre Fethullah Gülen’in batıl düşünceleri; Bidat ve hurafelerin dinden ayıklanması konusunun Fethullah Gülen tarafından yıkıcı bir çaba olarak ele alınması, Hakikat’i Muhammediyye inancı, bazı kişilerin kendilerinden asırlarca önce yaşamış olan bir kişi olan Muhammed ile uyanık olarak görüşebildiği inancı, cevşen’i kabulü, ölmüş kişilerin yardıma geldiği inancı ve benzerleridir.Ender Helvacıoğlu ise F.Gülen'i bilimsellik, gerçeküstücülük, cincilik, şifacılık vb. yönleriyle değerlendirir.

Nurettin Veren'in eleştirileri cemaatin ve F. Gülen'in ilk yıllarında daha yoğun görülen seksist yaklaşımlar ve bazı dönüşümlerle ilgilidir; Değişimlerin örneği cemaatin bir duası olan ve sabah akşam 3 er kere tekrarlanan kadınların şerrinden Allah’a sığınma duası ile ilgili yorumlarda ve kadınlarla ilgili anlatımlarda görülebilmektedir. Ayrıca, ilk dönem vaaz ve konferanslarında görülen, kadının yüzünün örtülmesini de kapsayan mutlak hicab ve tesettür kurallarına uyması gerektiği telkinleri zaman içerisinde islamın aslında kadını eve kapatmadığı ve başörtüsünün bir farz değil bir fürüat meselesi olduğu ifadelerine dönüşen anlatımlarda görülebilmektedir. Cemaatin ilk dönem yayınlarından olan Sızıntı dergisinde'nde fotoğrafın günah sayılması sebebiyle canlı fotoğraflarının boyunlarından bir küçük çizgiyle kesilmiş olarak çıkması[55] ve görsel medya olarak televizyonun popüler kültürün yozlaştırma ve dejenerasyon aracı olarak görülmesine karşın, cemaatin görsel medya organlarını oluşturan Samanyolu Yayın Grubu, içinde dizi filmlerin de oynatıldığı, cemaat değer yargılarının telkininde önemli bir enstrüman haline getirilmiştir. Aynı değişim faiz ve Bank Asya örneğinde bankacılık ile ilgili tutumlarda da görülebilir. Diyalogçu ve toleranslı imajına rağmen heterodoks islami guruplara karşı tutum ve sözleri saldırgan olarak değerlendirilmiştir.
Bibliyografya

Ana madde: Fethullah Gülen Bibliyografyası

Gülen'in çeşitli konuları ele alan çok sayıda kitap, makale, kaset, görüntülü video ve şiirleri mevcuttur. Eserlerinde, dini öğretisinin etkisini görmek mümkündür ve genellikle dini felsefe ve bakış açısını konu almaktadırlar. Eserleri başta İngilizce, Arapça, Almanca, İspanyolca ve Rusça olmak üzere değişik dillere çevrilmiştir.

Gülen hakkında birçok biyografi ve inceleme kitapları yayınlanmış ve yurtdışındaki çeşitli kurum ve üniversitelerde hakkında akademik konferanslar yapılmış ve bu konferanslarda 200'den fazla tebliğ sunulmuştur.

Fethullah Gülen'e ait olan Kırık Mızrap adlı şiir kitabından alınan 11 şiir; 2005 yılında Ahmet Özhan tarafından Hüzünlü Gurbet albümünde yorumlanmıştır. 2013 yılında ise aralarında Natacha Atlas, Bahroma, Ely Bruna gibi ünlü sanatçıların bulunduğu 12 sanatçı Gülen'e ait 12 şiiri İngilizce olarak Rise Up - Colours of Peace adlı albümde yorumlamıştır.

 

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Yap Yeni Üyelik

2014 Fitre miktarı ne kadar? Fitre ve Zekat...
2014 Fitre miktarı ne kadar? Ramazan bayramı öncesinde herkesin merak ettiği şey Fitre miktarı ve Zekat...

Haberi Oku