Dünya:
Bir Çatışma 21'inci Yüzyıla Taşınıyor
Arap Baharı'nı yaşamak baş döndürücüydü. Son altmış yıldır hayatlarımıza hâkim olan düzenin sonunda çöktüğü gerçeğini sindirmek kolay değil. Arap-İsrail anlaşmazlığı bu yüzden geride kaldı; o artık geçmişe ait. Olayların gölgesinde yitip gitti ve canlılığını kaybetti. Þu an olanlar çok daha heyecan verici. Ama hepsi bu değil. 1920'li yılları düşünün. Caz Çağını, Çarliston dansını ve sigara içen kadınları. Dünya değişmişti, ölenler ölmüştü ve kalan sağlar bizimdi. Hiçbir şeye inanmıyordunuz. Savaş geride kalmıştı ve buna sebep olan eski düzenin fikir ve değerlerine karşı isyan ediyordunuz. Coco Chanel, Otto von Bismarck'tan daha önemliydi, Çağın ruhunu yakalayan oydu. Arap dünyasında da bizler benzer bir dönüşüm yaşıyoruz ve bu sadece başlangıç. Olaylar hâlâ akış halinde. Bölgede değişimi sürükleyen gençler için Filistin-İsrail anlaşmazlığı 20'nci yüzyıla ait bir şeymiş gibi görünüyor olmalı. 1920'lerde aynı yaşta olanlar herhalde Fransa-Prusya Savaşı için de aynısını düşünmüşlerdi. Bu konu, annebaba ve dede-ninelerinin takıntıları, isyan bayrağı açtıkları diktatörlerin meşruiyetlerini dayandırdıkları şeydi. Üç kuşaktır Arapların hayatı ipotek altındaydı ve özgürlükleri kısıtlanmıştı. Onlara, seslerini Filistin için verilen mücadelenin üstüne çıkaramayacakları tembihlenmişti. Reform talepleri ve muhalefet, daimi bir savaş içinde olunan düşmanla işbirliği anlamına geliyordu. Anayasalar askıya alınmıştı, sıkıyönetimler kırk yıl sürüyordu ve her zaman İsrail'le anlaşmazlık bahane gösteriliyordu. Rejimler iktidarlarını pekiştirmek, her türlü muhalefeti bastırmak ve düşman durduğu müddetçe (onunla ister savaş ister barış olsun) yerinden oynatılamayacak otoriter bir yapı kurmak için "Filistin sorununu" kullanıyordu. Arap Baharı, Filistin de dâhil, her yerde özgürlüğün, adaletin ve haysiyetin olmasıyla ilgilidir, ama arada önemli bir fark var. Protestocular çatışmayı sürdürmenin başlı başına bir amaç olduğu bir durumun ötesine geçmek istiyor. Artık eski numaralar işe yaramıyor. Eski düzene ait Mübarek ve Esad gibi diktatörler kaybettikleri mevzileri geri kazanmak veya dikkatleri isyanlardan başka yerlere çekmek için Fİlistin-İsrail anlaşmazlığına sarıldılar, ama kimse kanmadı. Protestolarda Amerika ve İsrail bayrakları yakılmadı. Bu bilinçli bir hareketti, çünkü protestocular kuralların değiştiğini göstermek istiyordu. Artık tartışma konusu Filistin değil, özgürlük. Kahire'deki İsrail Büyükelçiliği'ne yapılan son saldırı bile, birçok kişi tarafından, Tahrir Meydanı'nda süren gösterileri saptırma girişimi olarak değerlendiriliyor. Fakat anlaşmazlık artık bir çözüm olgunluğuna erişti ve cevabı da, Filistin'in BM nezdinde devlet olarak tanınma talebinde yatıyor. Uluslararası topluma yapılan bu başvuru yirmi yıldır süren görüşmelerdeki tıkanmayı açacak, oyunun kurallarını değiştirecek. Devleti kurmak, sürecin son aşaması ve bir hareket noktası olacaktı. İşte ona eşdeğer, yeni bir başlangıç olacaktır bu başvuru. Müzakereler, mevcut kurallarla daha fazla ilerlemenin mümkün olmadığı bir noktaya geldi. Filistin Kurtuluş Örgütü daimi başarısızlıklarla ve olumlu sonuç vermeyen bitmek bilmez ödünlerle tüm itibarını yitirdi. Amerika'nın baskısına rağmen yerleşimlerdeki inşaatı geçici olarak durdurmayı kabul edecek ve bu yolla hiç olmazsa görüntüyü kurtaracak bir reçeteye bile yanaşmayan İsrail de benzer bir çıkmazda. İşgalle ilgili İsraillilerin mi, Filistinlilerin mi daha büyük sorun yaşadığı belli değil. Tıkanmaya rağmen büyük yol alındığı ve çözüme yalnızca bir adım kaldığı konusunda birçok açıklama yapıldı. Fakat resmin genelini görebilmemiz ve bakış açısını değiştirebilmemiz için o son adımın aslında geriye doğru olması gerekiyor. BM üyesi bir Filistin devletinin gerçekleşme ihtimali Filistinli çevrelerde ruh halini değiştirdi ve son haftalarda büyük moral sağladı. Filistin liderliği ilk kez gündemi belirliyor, dünyaysa apar topar ona yetişmeye çalışıyor. Filistinliler her talebe uysalca boyun eğer ve karşılığında hiçbir şey alamazken şimdi açık bir hedefe doğru ilerliyor ve İsrail, ABD ve aralarında bölünen Avrupa'ya meydan okuyor. Filistin devletinin Latin Amerika ve Asya ülkelerince tanınması gelişmelere olumlu bir ivme kazandırdı. Arap Birliği ve dünyanın birçok ülkesi de bu talebe destek veriyor. 1967'deki sınırlara sahip bir Filistin devleti bundan önce büyük bir taviz olarak görülüyor, 1948'de yitirilen tarihi Filistin topraklarının yüzde 22'sine razı gelmek olarak kabul ediliyordu. Birçoklarına göre, kendilerine ait olan bir şeyin yüzde 78'ini vermek, yenilgiyi sineye çekmek demekti. Fakat BM'deki talep bu ödünü ve yenilgiyi bir zafere çeviriyor, müzakerelere vurulan kilidi kırıyor ve bölgedeki gelişmelere paralel olarak, kaderlerini belirleyebilecekleri konusunda Filistinlilere taze bir güç veriyor. Bundan ancak herkes kazançlı çıkabilir.

İSTİHBARAT NADIM SHEHADI
Anahtar Kelimeler

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Yap Yeni Üyelik

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner118

banner113

Robert küfür etti, Trump "IQ'su düşük"...
Kendisine küfür eden Robert De Niro'ya Twitter'dan cevap veren Trump, "Filmlerde gerçek boksörlerden...

Haberi Oku